Bu Kızı Yeniden Büyütmeliyim*

756px-Cassatt_Mary_Mother_Combing_Child's_Hair_1879

10 Tem Bu Kızı Yeniden Büyütmeliyim*

Ruh ve bedeniz… İki parça; bunlarla biriz. Bazen birinin ihtiyacı ötekinin ihtiyacının önüne geçebilir elbet. Bir denge bir harmoni içinde yan yana gidebilen, kendi ihtiyaçlarını birbiri üzerinden değil de doğrudan kendi üzerinden yaşayabilen bir yapımız varsa bütünlüğümüz ve dengemizi koruruz. İhtiyaçlarımızın fark edilememesi, göz ardı edilmesi, bastırılması, abartılması, zorlanması da ruh ve bedenimizin işbirliğini ve bütünlüğünü bozarak; yoğun bir stres yaşatır bize. Bu da birçok psikolojik hastalığın vücut bulmasına sebep olur.

Daha dünyaya gelmeden sıkışık başlamıştı hayatı… Annesi kontrole gittiği hastanede az sonra sedyeye alınıp acilen doğuma alınmıştı. Büyükçe bir bebekti, dönemiyordu ve normal yollarla gelemeyecekti dünyaya… Acilen kestiler karnı ve çıkardılar bebeği. Bebek dünyaya gelmiş ama epey zorlanmıştı. Nitekim aynı senaryo devam etti tüm hayatında da… Mükemmeliyetçi bir annesi vardı bebeğin. İhtiyaç duymadan zorla yemek yediriliyor ve tuvaleti gelmeden zorla tuvalete götürülüyordu. Anne ve baba sevgi dolu ama aralarında uyumsuzdu. Anne kural koyuyor; baba kuralsız davranıyordu. Dünya, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Sonrasında bakıcıya verilmişti okula gidene kadar. Uyuyor, uyandığında evde kimse olmuyordu, üzerinden saatler geçiyor üstünden kitlenip gidilmiş kapıdan çıkmaya çalışıyordu ağlayan gözlerle. Uyuduğunda uyanınca neye uyanacağını bilememek duygusuyla baş etmeye çalışıyordu. Oysa daha çok küçüktür… Annesi farkında bile değildi olanların. Korkuyordu, titriyordu, evde tek başına bırakılıp gidiyordu… Daha sonra bir sürü bakıcı değiştiren Dünya ana okuluna başlatılmıştı. Alışmak çok problem olmuştu. Annesi zorla alışacaksın deyip kapıyı kapatıp ağlayan Dünya’yı yatıştırmadan çekip gitmişti ilk gün. Ana okulunda zorla uyutuyorlardı öğleden sonra, uyumak istemeyen Dünya’nın bir nedeni vardı; altına kaçırıyordu… Bunu bilerek yapıyor sanıyor ya da sulu yiyip yatınca yapıyor diye çok kızıyordu annesi ona. Psikolojik olabileceğini hiç düşünmüyorlardı. Yapmaması için zorlanıyordu, elinde olmadan yapıyor utanç duyuyordu; bundan dolayı da sürekli suçlanıyordu. Ruhu sıkıştıkça sıkışıyordu…

Ve bir gün oyun oynarken kafasını çarpan Dünya, bayılmıştı. Ağır bir beyin sarsıntısı geçirip şans eseri kurtulduğu komadan, gözlerini kafesle çevrelenmiş bir yatağın içinde açmıştı. Trajiktir ki hayata her gelişi kapalı ve kısılı kalarak oluyordu… Sonrasında üstüne çok düşüldü Dünya’nın; kaybedilme korkusu üzerinde aşırı evham ve koruyuculuk bırakmıştı anne ve babasının. Bu sefer de küçük olan hastalıkları büyütüldü; en ufak bir şey büyük gibi yorumlanmıştı. Dünya, ihtiyacı olmadığı halde hastalıktan aşırı imtina ediliyordu. O da bu sefer anne ve babasının aşırı izledikleri bedenine aşırı duyarlılık geliştirdi. En ufak bir değişikliği yanlış yorumluyordu. Bilmiyordu ki bu daha sonraki hayatında ona birtakım psikolojik yatkınlıklar getirecek…

Ergenliğe geldiğinde, hanımefendi ve topluma son derece uyumlu bir kız çocuğu olması yönünde yetiştirilen Dünya, altmış kilometre uzaktaki gidip geldiği okuluna gittiği otobüste ayıp olmasın diye çoğu zaman yaşlılara yer verip sırtındaki koca çantayla ayakta dikiliyordu. Çantayı sırtından yere bile indirmiyordu; çünkü ya ötekileri rahatsız ederse diye sırtındaki ağır yükle öylece muntazam duruyordu. Nitekim bu yıllar onun sırtında ve bacaklarında o zamanların zorlaması ve yanlış kullanımından kalan izler bırakacaktı. Öğle yemeği yemiyordu, gittiği okulda. Ekonomik durumu iyi olan ailesine nedense masraf getirmek istemiyordu(!). Farkında da değildi kimse. Gereksiz yerde evhamlanıp aşırı koruyucu olan annesi doğru yerde evhamlansa belki ‘hanımefendi’ olmaya çalışan kızının kendi ihtiyaçlarını görüp sahip çıkmasına yardımcı olacaktı. Ama olmadı işte…

İlk sevdaları çok ses getirdi Dünya’nın. Nasıl olur da öğrenci olan biri sevdaya tutulurdu; her şeyin bir zamanı vardı. Annesi bastırdıkça bastırdı. Olması gerekenler, doğrular, kendi istekleri ve ihtiyaçları arasında sıkıştıkça sıkıştı Dünya. Diz boyu suçluluk, son derece başarılı olmasına dair evde sürekli çatışma hali gereksiz konuların büyümesiyle yıpratıldı Dünya. Üzerine anne ve babası arasındaki çatışmaların arasında kalmaktan bunaldıkça bunaldı. Tüm başarılarına rağmen ani şehir değiştirme durumundan ikamete göre verildiği okulda, kendi seviyesinin çok altında çocuklarla okumaya başlamıştı. Sevdalara tutulup problem yaşadığı, sevmediği bir lise hayatında sıkışık kalmıştı. Sabrediyordu şu dört yıl bitsin diye. Ne trajiktir ki sonraki hayatında da kendini çok üzen insanların olduğu ortamlara sabretmesi gereken yıllarla test olunmuştu. Bu ortamlarda ilk mide problemleri başlamış, psikosomatik kusmalar ve hastalıklar oluşmuştu. Hep kendi ve olması gerekenler arasında sıkışıp kalmıştı. Kendine, duygularına kızıyordu. Kendini suçluyordu tıpkı annesinin yaptığı gibi. Böylece bu hastalıklarının teşhisi de hep ‘psikolojik canım’ oluyordu…

Ve yıllar sonra bu küçük kız çocuğu, ruhu ve bedeni içinde sıkışan bir panik atak hastasına dönmüştü. Ne zaman trafikte sıkışıp kalsalar büyük bir anksiyete yaşıyor, ruhu bedeninin ne reaksiyon vereceğini bilemediğinden, bir sıkışıklık olduğu zaman tüm mide ve bağırsak sistemi ayaklanıyordu. Tüm zorlamalar ve sıkışmalar, gerçek ihtiyaç ve yatıştırılmanın olamadığı, anne ve baba tavrında tutarsızlıkla büyüyen Dünya kendiyle mücadele etmeye çalışıyordu… İçindeki küçük kız bas bas bağırıyordu sıkışma hissinin tetiklendiği bir ortamda. Acı çekiyordu bedeni, çaresizlik ve umutsuzluk içinde… Ruhunu ve bedenini yönetemiyordu. Ruhu korkuyla panikliyor, bedeninin yanlış ağrılar çekmesine sebep oluyor ya da bedeni es kaza bir ağrı çekiyorsa mide ve bağırsaktan bu sefer ruh bunu yanlış yorumlayıp korkmaya başlıyordu. Ruhu ve bedeninin arasında sıkışıp kalıyordu Dünya. Dünya’nın bugünlerde işi zordu, doğru yerde doğru duyguyu ifade etmeyi, kendini yatıştırma becerisini ve algılarını değiştirmeyi öğrenmesi gerekiyordu. Kendine yeniden ebeveynlik yapması gerekiyordu…

‘Kendini seçemiyorsun

Bırakıp kaçamıyorsun…’*

*Yazıdaki bu kısımlar Sezen Aksu’nun sözlerini yazdığı Farkındayım adlı besteden alınmıştır.

Resim: http://casw.org/new-horizons/new-horizons-science-2011/briefs/%E2%80%9Cquiet-ego%E2%80%9D-empirical-evidence-value-compassion

Yorum yok

Yorum Yaz