KAYGI BOZUKLUKLARI

gkb

‘’Anksiyete, çok farklı ve önemli sorunların belirebileceği bir düğüm noktası, çözümü, tüm zihinsel varlığımıza akıtılacak bir ışık seline bağlı bir bulmacadır.’’

Sigmund Freud

GENEL KAYGI BOZUKLUĞU / YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU (KURUNTU HASTALIĞI) NEDİR?

Anksiyete, Fransızca anxiété “sıkıntı, endişe, sebepsiz korku” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Latince aynı anlama gelen anxietas sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Latince angere, anx- “sıkmak, daraltmak, boğmak” fiilinden türetilmiştir. Yaygın anksiyete bozukluğunun esas özelliği, en az altı ay süreyle,  bir takım olaylar ve faaliyetler ile ilişkin olarak hemen her gün görülen aşırı kaygı, korku ve gergin bir bekleyiş olmasıdır. Bireyin denetleyemediği bu duruma ayrıca, huzursuzluk, heyecanlanmak, kolayca yorulmak, dikkatini toparlayamamak, kasların gerginliği, uyku bozukluğu gibi bir takım belirtiler de eklenmiştir.

Genel kaygı bozukluğu, birçok olay ya da etkinlik hakkında aşırı sıkıntı, kaygı ve endişenin yaşandığı, kişinin kaygısını kontrol etmekte zorlandığı ve yaşanan kaygı ve endişe nedeniyle kişinin işlevselliğinin önemli derecede bozulduğu bir anksiyete bozukluğudur. Kaygı, diğer anksiyete ve depresif bozukluklarda da görülen bir belirti olduğu halde Yaygın kaygı bozukluğunda tanımlayıcı özelliktir.

Kaygı, sağlıklı insanlara göre daha yoğun, uzun süreli, kontrol edilemez şekilde yaşanır. Yaygın kaygı bozukluğunda yaşanan kaygıyı patolojik kılan; kaygının içeriğinden ziyade, aşırı ve kontrol edilemez olarak algılanmasıdır.

Yaygın anksiyete bozukluğu olan hastalar genellikle küçük şeylere üzülen, sürekli bir korku içinde olan ve olabileceğin en kötüsünün başlarına gelebileceğini bekleyen, sürekli kaygı içerisinde olan kişilerdir. Yaygın kaygı bozukluğu olan erişkinler, işlerinde yeni ortaya çıkabilecek sorumluluklar, parasal sorunlar, aile bireylerinin sağlıkları, çocuklarının başına gelebilecek kazalar ya da diğer küçük konular (günlük ev işleri) gibi sıradan yaşam koşulları hakkında çoğu zaman aşırı üzüntü duyar ve endişelenirler.

Türkiye Ruh Sağlığı Profiline göre, 12 aylık dönem esas alındığında yaygın anksiyete bozukluğunun sıklığı %0.7 bulunmuştur. Amerikan Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü, yaygın anksiyete bozukluğunun bir yıllık prevalansını %4 olarak vermektedir. Bu bozukluğa sahip hastaların, kliniğe başvuran hastalar arasındaki oranı bu bir yıllık değerin ülkemiz için düşük olduğunu düşündürmektedir. Kadınlarda görülme oranı erkeklere göre iki kat fazladır. Bu bozukluk kısıtlayıcı ve kronik bir bozukluktur. Çoğu mental bozuklukta olduğu gibi yaygın kaygı bozukluğunun da nedeni bilinmemektedir. Bir dereceye kadar olan kaygı, normal ve uyum sağlamaya yönelik olduğundan normal anksiyeteyi patolojik anksiyeteden ayırt etmek ve neden olan biyolojik etkenleri psikososyal etkenlerden ayırt etmek güçtür. Biyolojik ve psikososyal etkenler muhtemelen birlikte etki gösterirler. Şema terapi, sahip olduğumuz “karamsarlık şeması” ve “dayanıksızlık şeması” gibi yapıların yaygın anksiyeteye zemin oluşturduğunu kabul eder.

Birçok çalışma, genel kaygı bozukluğu hastalarının büyük bir kısmında duygu durum bozukluğunun eşlik ettiğini göstermiştir. Genel kaygı bozukluğu hastalarının, %62,4’ünde majör depresyon, %10,5’inde ise bipolar bozukluk eş tanı bulunabilecekleri bildirilmiştir. Başka bir çalışmada ise yaygın kaygı bozukluğu hastalarının yaşam boyu %11-84’ünde depresyon eşlik ettiği bildirilmiştir.  Başka bir çalışmada ise, %66,3 oranında eş tanı ve yaşamları boyunca genel kaygı bozukluğu tanısı almış olanların %90’ında en azından bir tane daha psikiyatrik bozukluğun ortaya çıktığı bildirilmiştir. Anksiyete bozuklukları arasında, agorafobi ve panik bozukluk (%3- %27), basit fobi (%21-%55), sosyal fobi (% l6-%59), yaygın kişilik bozukluğu ile en sık birlikte bulunan bozukluklardır. Yaygın kişilik bozukluğu olan bireylerin 1/3’ünde majör depresyon (%8-%39) bildirilmiştir.

gkb2

GENEL KAYGI BOZUKLUĞU/ YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU BELİRTİLERİ NELERDİR?

 Genel kaygı bozukluğu süre giden kaygı ve/veya anksiyete ile karakterizedir. Yaygın kaygı bozukluğu olan hastalar kendi kaygılarının çok fazla olduğu bildirmeyebilirler. Bu örüntü en az 6 ay süre ile olmalıdır. Hastalar korkularını kontrol etmekte zorlanmalıdır ve bedensel veya bilişsel belirtilerin 6’sından en az 3’ünü karşılamalıdır.

Ruhsal Belirtiler:

  • Endişe, kaygı, tasa
  • Konsantrasyonda bozulma
  • Sinirlilik, huzursuzluk
  • Tahammülsüzlük
  • Heyecan
  • Kötü bir haber alacağı beklentisi
  • Çabuk irkilme
  • Kolay yorulma
  • Derealizasyon (gerçek dışılık hissi, dış dünyaya yabancılık duygusu)
  • Depersonalizasyon (kişinin bedenine veya bedeninin bir parçasına yabancılık yaşaması)
  • Kontrolünü yitirme hissi
  • Çıldırma hissi
  • Ölüm korkusu

Bedensel Belirtiler:

  • Çarpıntı hissi veya kalp atım hızında artma
  • Terleme
  • Titreme veya sarsılma
  • Ağız kuruluğu
  • Nefes almakta güçlük
  • Boğulma hissi veya hava açlığı
  • Göğüste ağrı veya rahatsızlık hissi
  • Bulantı veya karın bölgesinde rahatsızlık
  • Bedensel Belirtiler
  • Çarpıntı hissi veya kalp atım hızında artma
  • Terleme
  • Titreme veya sarsılma
  • Ağız kuruluğu
  • Nefes almakta güçlük
  • Boğulma hissi veya hava açlığı
  • Göğüste ağrı veya rahatsızlık hissi
  • Bulantı veya karın bölgesinde rahatsızlık

Özetle, huzursuzluk, halsizlik, kas gerginliği ve uyku bozuklukları gibi belirtiler bulunur. Çarpıntı ya da kalp hızında artma, terleme, titreme ya da seğirmeler, ağız kuruluğu, nefes almada güçlük, boğulma hissi, göğüs ağrısı, rahatsızlık, ya da bulantı. Ruhsal belirtiler olarak, başta sersemlik hissi, bayılacakmış gibi hissetme, nesneleri gerçek dışı gibi hissetme veya kendini uzakta ya da orada değilmiş gibi hissetme, kontrolü yitirme korkusu ve ölüm korkusu bulunabilir. Hastalar, sıcak ya da soğuk basması, hissizlik veya karıncalanma duyumları, motor gerginlik ya da kas ağrıları, huzursuzluk, yerinde duramama, gevşeyememe, endişe, kötü bir şey olacakmış gibi hissettiklerinden şikâyet ederler. Boğazda yumruk takılma hissi ya da yutma güçlüğü, küçük ani uyaranlara aşırı tepki verme ya da irkilme, aşırı endişe nedeniyle yoğunlaşma güçlüğü, sürekli huzursuzluk, endişe nedeniyle uykuya dalmada güçlük gibi genel belirtiler de bulunabilir. Çoğu zaman kişi endişelerinin aşırı olduğunun farkındadır, ancak endişelenmelerini denetleyemezler ve bir türlü sakinleşemezler. Çevrelerinde “aşırı evhamlı” olarak tanınırlar.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEDAVİ EDİLİR Mİ?

 Yaygın anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlk yapılması gereken bir psikiyatri uzmanına başvurmaktır. İlk başvuruda kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirmenin yanı sıra, bu belirtilerin herhangi bir fiziksel hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bazı incelemeler yapılacaktır. Tedavi gören Yaygın kaygı bozukluğu hastaların çoğunluğu tedaviden yarar görür. Psikoterapi ya da ilaç tedavileri uygulanabilir. Bu yöntemlerden birinin ya da birlikte uygulanmasının etkin olduğu gösterilmiştir. Hangi tür tedavinin size uygun olabileceğine doktorunuzla birlikte karar vermek yerinde olacaktır. Bir kişi için uygun olan bir tedavi, diğeri için uygun olmayabilir.

Genel kaygı bozukluğu tedavisinde antidepresan ve anksiyolitik ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar depresyonun ve başka anksiyete bozukluklarının tedavisinde de kullanılır. Genel kaygı bozukluğunda etkin oldukları iyi bilinmektedir. Tedavinin amacı kaygı ve gerginliğin hızla tedavi edilmesidir. Genel kaygı bozukluğunda kaygı gidermeye yönelik kullanılan benzodiyazepin grubu ilaçlar yeşil reçeteyle verilmektedir. Bu grup ilaçlar da ancak “doktorunuzun önerdiği dozlarda ve sürede” kullanıldığında etkili ve güvenli kullanılabilir.

Deneysel çalışmalar bilişsel terapinin, yaygın anksiyete bozuklukları için etkili bir tedavi yolu olduğunu göstermektedir. Yapılan bir çok araştırmaya bakıldığında, bilişsel terapi anksiyete ve depresyonda geniş bir tedavi etkisine ve yüksek derecede bir gelişmeye işaret eder. Anksiyete bozukluğunda bilişsel şema olarak durumun tehlikesi, potansiyel zararın olasılığı, tehlikelerin yakınlığı ve derecesi ile zarara karşı koyma, tehlikeyi etkisizleştirme ve onunla mücadele etme yeteneğini kaybetme düşüncesi hastalığın odak noktasıdır. Bireyin belirsiz tehdit senaryoları hakkında ne düşündüğünü ve onları neye dayandırdığını belirleyen şemalar anksiyete bozukluğunu ortaya çıkarırlar. Psikoterapi bu olumsuz, hatalı şemalar üzerinden yürüyecektir. Tehdit edici bilgiye aşırı önem verme ve tehdit edici yorumları belirsiz uyarıcılara dayandırma, genel kaygı bozukluğu olan hastaların ortak özelliğidir. Psikoterapi sürecinde, hastanın anksiyete ile mücadele etmesine yardım edecek bireysel karşı koyma teknikleri ve karşıt argümanları kazanması sağlanır. Hastalar, psikoterapi süreci içerisinde, terapist ile iş birliği yaparak, kendilerini daha iyi fark ederler ve terapi içinde hedefler belirleyerek, bu hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak alıştırmaları yerine getirirler.  Terapinin sonunda, bir çok hastanın anksiyetesini daha iyi kontrol edebildiği görülmüştür.

 

Sınav kaygısı nedir?

 

sınav1

‘’Biliyorum bu sınavda başarılı olamam. Sınava hazır değilim.’’

Sınav kaygısı her yaştan insanın yaşayabileceği, araştırmalara konu olan bir konudur. Yapılan çalışmalar genellikle, sınav kaygısının nedenleri, sınav kaygısının akademik başarı ile olan ilişkisi, tedavi ve baş etme yöntemleri, grup çalışmalarının sınav kaygısı üzerindeki etkilerini konu almıştır. Ülkemizde eğitim; ilköğretim, lise, üniversite ve hatta meslek öncesi dönemde oldukça yüksek düzeyde yarışmaya dayalı sınavların olduğu bir sisteme sahiptir. Bu nedenle, bu öğretim kademelerinde bulunan öğrenciler için kariyerlerini planlamaları oldukça sıkıntılı ve stresli bir hal almaktadır. Sınavlar, öğrencilerin eğitim-öğretim sürecindeki başa çıkmaları gereken önemli değerlendirme süreçleridir. Aile ve toplumdaki artan başarı beklentisi, öğrenciler üzerinde baskı oluşturmakta ve sınav kaygılarını yükseltmektedir. Türk eğitim sisteminde başarı odak kavram haline gelmiştir. Öyle ki, öğretmenlerin, anne babaların tüm çabaları öğrencinin derslerden yüksek notlar almasına yöneliktir. Anne babalar, çocuklarının üniversitede iyi bir lisans programına yerleşmesi için her türlü özveride bulunmaktadırlar. Buna karşın öğrencinin duygusal, sosyal, psikolojik, fiziksel, cinsel gelişimi ve sorunları ya dikkate alınmamakta ya da öğrenci ile ilgili ciddi bir sorun ortaya çıktığında ilgilenilmektedir. Yükseköğretim Kurulu (2010), yapılan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) sonucunda tercih yapma hakkı olan bir milyon otuz bir bin yedi yüz atmış dokuz adaydan beş yüz atmış bir bin üç adayın (% 54); ve yine sınava giren ve başvuru yapan lise son sınıf seviyesinde olan altı yüz seksen dokuz bin dokuz yüz atmış dört adaydan ve üç yüz yirmi sekiz bin doksan yedi adayın (% 47) bir üst öğretim kurumuna yerleştiğini rapor etmektedir. Bu durum, liselerde eğitim öğretim gören öğrencilerin yarısından daha fazlasının belirli nedenlerden dolayı bir yükseköğretim programına yerleşemediklerini ve başarılı olamadıklarını göstermektedir. Bu nedenlerin; çalışma temposunun yoğun olması, dershane/özel derslerin ağırlığının, öğretmenler ile ailelerin baskısı ve beklentilerinin, öğrencilerin kendilerine zaman ayıramamaları nedeniyle streslerinin artmasının, etkili stresle başa çıkma yöntemlerinin bilinmemesinin, 5 sınav kaygısının baş göstermesinin ve tükenmişlik seviyesinin yükselmesinin olduğu düşünülmektedir. Yükseköğretim Kuruluna göre, adayların sınav sonucunda istedikleri bir yükseköğretim programına yerleşememe ya da istemedikleri bir yükseköğretim programında okuma kaygıları, gelecek için karamsar olmalarına, onların ve onlarla beraber ailelerinin yaşamlarında iz bırakabilecek sorunlara ve gerilimlere neden olmaktadır. Başarı beklentisinin yanı sıra lise öğrencilerinin içinde bulundukları çağ olan ergenlik döneminin etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. Ergenlik döneminde; fiziksel ve cinsel gelişimin başlaması ile oluşan değişimlerin beraberinde psikososyal değişimler de gözlenmektedir. Ergen, bu dönemde temel olarak fiziksel değişimleri özümsemeye ve bağımsızlık için mücadele etmeye çalışır. Ergenlik dönemi, aileye olan bağımlılığın bağımsızlık davranışı şeklinde değiştirilmesi çabalarının başlangıcıdır. Ergen, hızlı büyüme ile vücudunda olan değişimlere kafasına takar ve normal olup olmadığını sorgular ve ailesinden uzaklaştıkça akranlarının yanında kendini daha iyi hissetmeye başlar. Fiziksel büyümenin hızlı olması ile bilişsel özelliklerde de gelişme gözlenir. Bu dönemde ergenin, gelecek için hazırlanması ve başarılı olması beklenmektedir. Akranlarıyla ilişkilerinin yanı sıra ergenlik dönemi; fizyolojik, duygusal, sosyal, kişisel değişimlerin, mesleki gelişimin yaşandığı ve bireylerin söz konusu bu değişim ve gelişim alanlarında üstesinden gelmek zorunda oldukları görevleri içermektedir. Yoğun ve sıkıntılı bir dönem olan ergenlik dönemi içerisindeki lise öğrencileri, sadece fiziksel, sosyal ve psikolojik değişimler ile uğraşmak zorunda kalmadıkları gibi okullarında gördükleri eğitimlerinin yanı sıra iyi bir kariyere ulaşabilmek için ek çalışmalar (özel ders, dershane vb.) yapmak zorunda kalabilmektedir. Birçok sorun içinde bunalmış ergenlerin okullarında yeterli eğitimi alamayacaklarını düşünmelerinden ve okullarda var olan sorunlardan dolayı okulların işlevsizleşmesi nedeniyle özel kurs ve dershanelerin ortaya çıkmış olabileceği düşünülmektedir. Artık ergenlerin okul ödevlerinden önce dershane ödevlerine yöneldikleri ve sadece sınav odaklı yaşadıkları söylenebilir. Sonuç olarak öğrenciler, zor bir dönem içinde; gelecek planlamaları, çevre ve ailenin beklentileri, okul sorunları, sosyal ilişkiler, yetkinlik, stres ve sınav olgusu bakımından birçok sorun yumağı içinde yaşamlarını sürdürmekte ve var olmaya çalışmaktadır. Okul hayatlarının başlı başına bir problem olduğu düşünüldüğünde sınav odaklı yaşamanın stres yaşantısını artırdığı söylenebilir. Bu süreç içerisinde sınav kaygısının varlığı ve stresle başa çıkma becerileri önem kazanmakta, başarılı başa çıkma becerilerini kullanan öğrencilerin sıkıntı ve bunalımdan kurtuldukları; buna karşın stres ile başarısız başa çıkma yöntemlerini kullanan öğrencilerin ise strese boyun eğdikleri ve tükenmişlik yaşamaya başlayabileceği ifade edilebilir. Tüm bu yaşantılar içerisinde aileleri öğrencilerden beklentileri ve etkilerinin yadsınamayacağı; ana-baba tutumlarının da bu süreçte etkisinin bir hayli fazla olduğu söylenebilir.

 

sınav2

‘’ Arkadaşlarım kazanır da ben kazanamazsam, onların arasında nasıl  dolaşırım ? ‘’

 

Sınav kaygısının kaç boyutu var?

Öğrencinin kaygısı arttıkça ve sürekli hale geldikçe rahatsız olur huzursuzluk duyar, bu yüzünden başarısızlık korkusu daha belirgin hale gelir. Bu durum da sınav kaygısı öğrencide fiziksel ve duygusal yönlerde tepki vermesine sebep olur. Fizyolojik boyutta sınav kaygısı sebebiyle öğrencide baş dönmesi, kusma, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, ellerde titreme, terleme, nefes alıp vermede güçlük yaşama, uyku bozuklukları yorgunluk ve bitkinlik belirtileri görülebilir.  Öğrenciler, sınav için beklerken ellerinde terleme, mide bulantısı, baş nefes alıp vermede zorluk yaşanması gibi fizyolojik tepkiler, aslında düşünsel boyuttaki tepkilerin sonucudur. Daha sonra bu tepkiler birbirini tetikleyip kısır döngü oluşturur. Yani düşünce kaygıya, kaygı ise sınavla ilgisiz konularda düşünme eğilimine yol açmaktadır. Sınav başladıktan sonra ise duyulan kaygı dolayısıyla soruları anlamakta güçlük çekmek de yine fizyolojik belirtilerdendir. Bilinen bir soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü not alma endişesi, öfke, soruları yetiştiremeyeceğim endişesi, zor gelen sorularda paniğe kapılma verilen tepkilerden bazılarıdır. Öğrenciler bu durumun sınavın ilk 30-40 dakikası içerisinde yoğun olarak yaşadıklarını, sınavın bitimine yaklaştıkça bu tepkilerin giderek azaldığı belirtmişlerdir. Düşünce Boyutu Sınavla ilgili öğrencinin kendi kendine oluşturduğu olumsuz düşüncelerdir. Öğrencinin sınava çeşitli anlamlar yükleyerek sınav kaygısını arttırması, sınav kaygısının düşünce boyutundaki tepkilerini ortaya çıkarmaktadır. Sınavların düşünce boyutundaki çeşitli anlamlarının arasında kişiliğin test edilmesi düşüncesi, aha önce yaşanmış başarısızlıkların sonraki başarıyı etkilemesi düşüncesi, başkalarının kendisi hakkındaki düşünceleri, gelecek korkusu, başkalarını hayal kırıklığına uğratma, yaşıtlarının dışlanmasından korkma, her şeyin bitmesi gibi düşünceler ve bir sürü benzer düşünce çoğalarak, kaygıya yol açmaktadır. Davranışsal boyutu, aktif ve pasif davranışlar olarak iki kategoriye ayırabiliriz. Şiddete dayalı aktif davranışlarda bulunabilirken sorunlardan kaçma ya da içe kapanma gibi pasif davranışlarda görülebilir. Sınav kaygısı sonucu ortaya birçok davranış değişiklikleri meydana gelebilir. Bunlardan en çok gözlenenleri ise bireyde kaçma ve kaçınma davranışıdır. Ayrıca, bireylerde meydana gelen sinirlilik durumu da sınav kaygısı nedeniyle ortaya çıkan davranışsal tepkilerden biridir. Bu durumda kişi kendisine ve çevresine zarar verme eğilimindedir. Bunun yanı sıra kendisine ve çevresine karşı olumsuz düşünceler taşır. Bu nedenle birey bir an önce yaşadığı bu olumsuz ortamdan uzaklaşmak ister.

sınav3

’Ben kazanacağım. Ben başaracağım. Ben korkmuyorum. Ben hazırlıklıyım.‘’

Sınav kaygısı ile nasıl başa çıkabiliriz?

Stres ve kaygıyla başa çıkmak için uzmanlar, nefes egzersizleri, beslenme ile ilgili dikkat edilecek hususlar, gevşeme hareketleri, çeşitli fiziksel egzersizler üzerinde dikkat edilecek hususları aşağıdaki gibi belirtmişlerdir. Havalandırması iyi olan bir odada veya açık havada kafanızdaki düşünceleri boşaltmak için derin derin nefes alıp vermek yararlı olacaktır. Nefes alırken karın bastırılmalı ve nefes ağızdan alınarak burundan verilmelidir. Akciğer tamamen hava doldurulmalı, nefesler kesik kesik alınmamalıdır. Nefes alma egzersizi beş on kez tekrar edilebilir. Bu çalışmalarda yüz kızarmıyorsa tam anlamıyla hareket doğru yapılmıyor demektir. Buna rağmen aşırı yüklenmemek gerekir, beyin kanamasına sebep olabilir. Derinlemesine gevşeme egzersizlerinin 10- 20 dakika arası yapılması uygundur. Kan vücudun en uç noktasına kadar gider ve vücudun dinlenmesini, gevşemesini sağlar. Pratik yapılarak kolayca uygulanabilir. Normal yaşantımız içinde derin solunum alıp almadığımızı kontrol edebiliriz. Kaygı anında nefes alıp verişlerimizin bozulması yanlış solunum alışkanlıklarımızdan kaynaklanıyor olabilir. Doğru nefes almak burundan alınıp karın bölgesinin şiştiği solunumdur. Alınan nefes 3-5 saniye tutulduktan sonra yavaş ve sessiz bir şekilde geri bırakılır. Bu yöntem beş altı defa tekrar edildiğinde gevşeme fark edilir. Ayrıca yoga, meditasyon teknikleriyle de rahatlamak mümkündür. Stresle başa çıkmada beslenme alışkanlıkları da önemli rol oynar. Bazı gıdalardaki maddelerin (örnek, kafein) stres yaratıcı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle stres ve kaygı durumlarımızı arttıracak yiyecekler iyi tanınmalı ve dikkat edilmelidir. Zihinsel teknikler, genel olarak yaşadığımız stres ve kaygıyı kontrol altında tutmamızı sağlar. Zihinsel teknikler sayesinde bireyin yaşadığı stres ve kaygıyı olumsuz düşünce durumundan olumlu düşünce durumuna getirmesine yardımcı olduğu gözlemlenmektedir. Eğer zihinsel olarak kendimizle barışık durumda bulunursak sınav sırasında yaşadığımız endişe durumu ile başa çıkmamız daha kolay olacaktır. Kişi kendi kendine olumsuz düşünceler geliştirdiğinde, bu düşünceleri kalıcı bir duruma gelir ve zamanla doğal bir olay gibi algılar. Bu süreçte bu olumsuz düşüncelerinden kurtulmak çok zordur. Eğer yaşanan kaygı ve stres azaltılmak isteniyorsa bu olumsuz düşüncelerin farkına varılması ve düzeltilmeye çalışılması çok önemlidir.

 

Kaynaklar

Erözkan, A. (2011). Üniversite öğrencilerinin sınav kaygısı ve başa çıkma davranışları. Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi,1(12).

İlhan, M. ve Çetin, B. Akademik tükenmişlik ile sınıf değerlendirme atmosferi arasındaki ilişkinin incelenmesi. Eğitim ve bilim, [s.l.], v. 39, n. 176, dec. 2014. Issn 1300-1337. Erişim adresi: <http://egitimvebilim.ted.org.tr/index.php/eb/article/view/3335>. Erişim tarihi: 02 feb. 2016 doi:http://dx.doi.org/10.15390/eb.2014.3335.

YÖK., (2010). 2010-ÖSYS merkezi yerleştirme sonuçları basın duyurusu. (13 ağustos 2010). Ankara: T.C. Yükseköğretim kurulu öğrenci seçme ve yerleştirme merkezi başkanlığı.

Yavuzer, H. (1999). Çocuk psikolojisi. (18. Baskı). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Yıldırım, İ. ve Ergene, T. (2003). Lise son sınıf öğrencilerinin akademik başarılarının yordayıcısı olarak sınav kaygısı boyu eğici davranışlar ve sosyal destek. Hacettepe Üniversitesi eğitim Fakültesi Dergisi, 25, 224–234.

Sağlık Bakanlığı, (2008). Çocuk ve ergen sağlığı modülleri: Eğitimciler için eğitim rehberi. Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü.

 

 

Hazırlayan: Uz. Psk. Nur Metin Korkmaz